.:: ASK-PINARI ::.
Hos Geldiniz __KaPtaN__


ASK PINARINDAN ICMEDEN GECMEYIN
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

  Yaprak yaprak gül Efendim(sav).

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Melek-Yuzlum
ask pinari 'nin melek yuzlusu
ask pinari 'nin melek yuzlusu
avatar

Cinsiyet : Kadın

Mesaj Sayısı : 363
Tecrübe : 664
Teşekkür Almış : 26
Kayıt tarihi : 21/11/09

MesajKonu: Yaprak yaprak gül Efendim(sav).   Cuma Tem. 01, 2011 5:20 pm


Seccâden kumlardı,
Devirlerden, diyarlardan gelip, göklerde buluşan
Ezanların vardı!

Mescid mü'min, minber mü'min.
Taşardı kubbelerden tekbir,
Dolardı kubbelere âmin

Ve mübârek geceler duâlarımız;
Geri gelmeyen duâlardı.
Geceler ki pırıl pırıl,
Kandillerin yanardı.

Kapına gelenler Yâ Muhammed,
- uzaktan, yakından
Mü'min döndüler kapından.

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyâda azîz ümmet,
Muhammed ümmetiydi.

Konsun yine pervazlara güvercinler,
hû hû lara karışsın âminler,
Mübârek akşamdır;
Gelin ey fâtihalar, yâsinler.

Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi.
Ey yetimler yetîmi,
Ey garipler garîbi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sâhibi
Nerde kaldın Ey Resûl,
Nerde kaldın Ey Nebî!

Günler ne günlerdi, yâ Muhammed!
Çağlar ne çağlardı;
Daha dünyâya gelmeden,
Müminlerin vardı.
Ve bir gün ki gaflet, çöller kadardı,

Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi.
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın
Yoksulların sahibi
Nerde kaldın ey resul,
Nerde kaldın ey nebi!

Halimenin kucağında, Abdullah'ın yetîmi,
Âminenin emâneti ağlardı.
Haticenin goncası, Âişenin gülüydün.
Ümmetin gözbebeği, göklerin Resûlüydün.
Elçi geldin, elçiler gönderdin.
Ruhûnu Allaha; elini ümmetine verdin,
Beşiğin, yurdun, yuvan,
Mekkede bunalırsan; Medineye göçerdin.
Biz, bu dünyadan nereye göçelim yâ Muhammed!
Yeryüzünde riyâ, inkâr, hiyânet altın devrini yaşıyor.
Diller, sayfalar, satırlar; ebû leheb öldü diyorlar.
Ebû leheb ölmedi yâ Muhammed!
Ebû cehil; kıtalar dolaşıyor.

Neler duydu şu dünyâda,
Mevlidine hayrân kulaklarımız.
Ne adlar ezberledi ey Nebî,
Adına alışkın dudaklarımız.
Artık yolunu bilmiyor,
Artık yolunu unuttu ayaklarımız,
Kâbene siyahlar yakışmamıştır
Yâ Muhammed, bugünkü kadar.

Hased gururla savaşta;
Gurur; kaf dağında derebeyi.
Onu da yaralarlar kanadından
Gelse bir şefkat meleği.
İyiliğin türbesine,
Türbedar oldu iyi.
Vijdanlar sakat.
Çıkmadan yâ Muhammed yârına!
İyilikler getir, güzellikler getir
Adem oğullarına.

Şu gördüğün duvarlar ki,
Kimi Taif'tir, kimi Hayber'dir.
Fethedemedik yâ Muhammed!
Senelerdir.


Ayaklarının altından bir toz düşer mi diye,
Arkandan bir ümit yürüyenler var.
Sana dokunan rüzgar ne zaman gelir Ey Sevgili?

Okyanusun tam ortasında çakılıp kalmış,
Nefessiz yelkenler, yorgun kaptanlar var.
Azat ettiklerin gidemedi, bir ümit kapının önünde.
Sensizliği ebedi esaret sayan kölelerin var.
Saraylarının önünde çağrını bekliyor bak,
Tacını, tahtını yakıp sana koşacak sultanların var.
Analar, babalar uğruna feda olmadı mı bir bir?
Daha feda olunacak canlar, cananlar var.
Adım adım gezdiğin topraklar bahtiyar En Sevgili,
Ayaklarını öpmemiş daha nice mekanlar var.
Bir gör başını okşadığın çocukların mutluluğunu.
Başları tozlu, avuçlarına hasret nice yetimlerin var.
Seni gören gözler ışıltıya gark oldu, sırrına erdi görmenin
Gözünün yaşı silinmemiş daha bekleyenlerin var.
En güzel şarkısını sana saklıyor bülbül,
Güllerin de senin için ayırdığı bir demet gülü var.
Şair son noktasını koyamadı şiirinin,
İlhamına muhtaç son dörtlüğü var.
Bir sürü eksik renk paletinde ressamların,
Fırçalar bir bir boşluğa vurup duruyor…
Ab-ı Hayat terin’e banıp tamamlanacak resimler var…
Müezzinler’in yetmiyor nefesleri bir duy,
La İlahe İll’ınla tamamlanacak ezanların var.
Kucağında binlerce şehid gözlerini yummadı mı?
Bak ufuklara mıh gibi çakılmış kalmış
Mübarek ellerini bekleyen açık kalmış gözler var.
Mezarların başında yazısız taşlar, isimsiz ölüler;
Gelip kaleminle ümmetimdir yazarsın diye,
Sabırla bekleyen naaşlar var, ölüler var!
Ordular dağınık, kumandanlar şaşkın,
Eğeri hazırlanmış başıboş duruyor en önde,
Seninle şaha kalkacak, bembeyaz küheylanın var.
Cehenneme götürüyorlarken günahkarlar saf saf,
İçlerinde dönüp dönüp ardına bakanlar var.
Ne kadar olsalar da günahkar,
Son anda yetişecek peygamberi var.
Dünya döner, şems döner…
Aşkınla feza döner,
Daha ellerinden tutup dönecek Mevlana’lar var.
Sevgisi tükeniyor Yunus’un tereddütü bundan,
Sevgisini tazeleyeceği sevgilisine ihtiyacı var.
Var olanlar Senin varlığınla vardı…
Her varlığın Sana ihtiyacı var.
Sensiz çıkılan yollar yokluğa vardı,
Varlığımızın sebebi EFENDİM;
ÜMMETİN SANA İHTİYACI VAR!…



EY KALBİMİN ÜZERİNDE TİTREYEN HÜZNÜM

Aşk kuyularına düştüğümsün uğrunda…
Kalbim tir tir titriyor, sevdanın soluğuyla…
Kalbimin üzerinde titreyen hüznüm,
Aşksın! Diriliş soluğumsun! Solmayan gülüm!
Kim deva verir söyle bu garib aşığa?
Kim yüzüne bakar, çağırıp ta yanına?
Ellerim boş… Ama ya kalbim?
Kalbimin üzerinde titreyen hüznüm…
Al! Bütün herşeyim, ruhum, senindir senin!


Yeşil bir yoldayım sanki seninle…
Ey Efendim! Rüya bu her seferinde…
Kulaklarım sağır sana, ellerim bomboş…
Öyle bir hal aldım ki, yüreğim sarhoş
Kalbimin üzerinde titreyen hüznüm!
Yok mu bu sevdanın vuslatı? Yok mu?
Yok mu sana kavuşmak? Yüreğime yok mu?

Kalbimin üzerinde titreyen hüznüm…
Söyle koşayım sana, kabul buyur kulunu…
Keşke Habil olsa idim… senin yolunda…
Kabillerle boğuşsa idim, uymasa idim onlara…

Ey Aşk-ı Kebir! Sevdam, tek sana…
Ağrısı gönlümün, soğuğu tenimin,
Ve seninle dolu aklım, beynim herşeyim…
Özler gönül seni, bak! Sığmaz kabına…
Sensiz ne bu dünya, ne de cennet yetmez ki bana…
Ey kalbimin üzerinde titreyen hüznüm!
Sen yok isen, dert banadır… hicran bana…

Yurdunda aşkın, kaldım ki sensiz…
Öyle kaldım ki, yapayalnız, çaresiz…
Yok mu garibe, çöldeki gül kokusu?
Ah efendim! Bilsen, sensin bu acizin umduğu…
Kokusunu taa 1400 seneden hissedildiği, Emin!
Yeter ki sen gel, bak hazırdır zemin…

Ey Arz! Ey Arş! Sevinin sevin!
Ey kalbimin üzerinde titreyen hüznüm…
Yüzyıllardır, bir bahar için, tükendi bu acizin…
Bir devir ki senin devrin, hiç yaşanmamış
Bir ben varım ki, bir ben, seni hiç bulamamış,
Yüzyıllardır derdine, kederine, deva aramış…

Gör Ey Sevgili! Gör, En Sevgili!
Kalbim, seninle dolmuş, sensizlikle boş kalmış…
Ağlamak bir parçam artık, bırakılmamış…
Ey kalbimin üzerinde titreyen hüznüm…
Ağlıyor içimdeki çocuk, unutulmuş, dışlanmış…


Yazısı alınlar yakar, senin sevdanın,
Elin güneşi soğutur, bir baksan kayar yıldızlarım…
Soğutsun ellerin güneşimi… kaydırsın gözlerin yıldızlarım…
Öyle bürünmüş ki toprağa ruhum,
Sorma sevgili! Sensiz, ne cezirler yaşarım…
Ne umrumda güneşim, ne de kayan yıldızlarım…
Ey kalbimin üzerinde titreyen hüznüm…
Banane ki borandan… doğuştan sensizliktir tek yaram…


Dudaklarım kurudu aşkının susuzluğundan…
Kalbimin acısı, sağları toza vuruyor…
Nasıl ölmem sensiz? Cezayı al kulundan…
Ruhum kuruyor, dibe vuruyor, acı çekiyor…
Senin o eşsiz aşkından, o kutlu sevdandan…

Zindan karanlıkları girdi aklıma, umutsuzluklarımdan…
Yıldızlarım, kirpiklerimi, gözyaşlarım kurumadan kanatıyor…
Ey kalbimin üzerinde titreyen hüznüm…
Senin bu beden, bu ruh, adım, adın ile yanıyor!!!


Çıldırtıyor senin bendeki aşkın, yanar bağrımda…
Avare dolaşıyorum sensiz ıslak sokaklarda…
Özlem, kalbime vuruyor, yıkanıyor kanımla…
Dudaklarım kurumuş, o gaflet uykusunda…
Kabuslar rüyalarım oldu, sensizlik kuyusunda…
Ukbası yok bu kölenin, mevsimi fani dünyada…
Baharsız, çiçeksiz, yağmursuz, bulutsuz, kapkaranlıkta…

Ey kalbimin üzerinde titreyen hüznüm…
Sensin sevincim, korkum, sensin üzüntüm…


Kanserli artık ömrüm, ölümlü, gafletli,
Biliyorum öleceğimi, biliyorum naçizliğimi…
Sevgili! Maşuğum, aşkım, gönlümün dilberi!
Sensiz haram zaten ömrüm, bırak aşsın çizgileri…
Doğmayan bir güneş, ay… korkusuz bir kalbi,
İmansız gönlü, sevdasız, kurak bedeni,
Neyleyesin sevgili… alsın artık Rabbim, bendimi…

Ey kalbimin üzerinde titreyen hüznüm…
Bırak korksun gönlüm, kan kussun gözlerim, anlasın sevgini…

Kelimelerim yersiz, gönlüm kimsesiz…
Kaçsa nereye kaçsın ruhum? Neylesin sevgilisiz?
Aşk… Memba… Hayat… Rahmet… Merhamet ki, kesintisiz…
Kazıyorum kendi kuyumu, haykırıyorum ”Seni” sensiz, hadsiz…
Ey yar! Sultan-ı kebir! Ey bu kölenin sahibi,
Sensiz neyler bu gönül? Kime gider? Ne söyler? Dilsiz…
Gel ey! Gel ki, kalmasın bu köle sensiz sahibsiz…

Ey kalbimin üzerinde titreyen hüznüm…
Gel ey hüznüm… gel ki yüzyıllardır hasretlenen yüzüm, son bir kez seninle gülsün…

Can denilen şeyin nasıl olduğunu görmek istiyorsan, gel, benim gönlümde sevgilinin resmi, can biçiminde çizilmiştir! Gel Ey Sevgili! Gel Ey Sevgili Resul




.............Melek_Yuzlum.........


Dünya koca bir yalan
Var mı içinde baki kalan
Gördün mü hiç dört dörtlük mutlu olan
Yorulursun yıların peşinde koşmaktan
Gün gelir anlarsın ki hayat kısa
Geçmişte pişmanlıkların olsa da
Dönemezsin artık geçen yıllara




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dostum
Co-Admin
Co-Admin
avatar

Cinsiyet : Erkek

Mesaj Sayısı : 460
Tecrübe : 898
Teşekkür Almış : 10
Kayıt tarihi : 08/11/09

MesajKonu: Geri: Yaprak yaprak gül Efendim(sav).   C.tesi Tem. 02, 2011 12:50 am

bu güzel paylasimdan dolayi yüregine saglik yazan parmaklarin dert görmesin inallah amin allah razi olsun
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Yaprak yaprak gül Efendim(sav).
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
.:: ASK-PINARI ::. :: ╚²°11╝ ╠®İslam Ve İnsan®╣╚²º11╝ :: İslami Dini Şiirler-
Buraya geçin: